Ali Özdemir Merkez Medya

Memur-Sen’den ABD Büyükelçiliği önünde 'Savaşa Hayır' eylemi

Memur-Sen, ABD’nin bölgedeki politikalarını protesto etmek amacıyla Ankara'da ABD Büyükelçiliği önünde basın açıklaması yaparak siyah çelenk bıraktı.

27 Mar 2026 - 15:45 YAYINLANMA

Soykırımcı siyonist rejim ve emperyalist ABD'nin bölgeyi kan gölüne çevirmesini protesto etmek amacıyla Memur-Sen tarafından Ankara'nın Çankaya ilçesi Malcolm X Caddesi üzerinde bulunan ABD Büyükelçiliği önünde “Savaşa Hayır” sloganıyla basın açıklaması düzenlendi. Programda siyah çelenk bırakma eylemi de gerçekleştirildi.

Sık sık sloganların atıldığı eylemde konuşan Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, ABD ve siyonist politikaların bölgeyi istikrarsızlığa sürüklediğini belirterek, yaşananların yalnızca bir ülkeye yönelik değil, tüm coğrafyayı hedef alan bir savaş düzeninin parçası olduğunu ifade etti.

"Savaşlar, gerekçeler üretilerek başlatılıyor"

Bir ülkeyi protesto etmek için değil, bir zihniyeti teşhir etmek için toplandıklarını söyleyen Yalçın, "ABD Büyükelçiliği önüne bıraktığımız siyah çelenk, bir sembolik jest değildir; o çelenk, bu çağın üzerine çöken karanlığın, çocukların kanıyla büyüyen bir düzenin, demokrasi ve özgürlük söylemiyle süslenmiş bir yıkım siyasetinin ifşa edilmesidir. Çünkü artık açıkça görüyoruz: Bu dünyada savaşlar gerekçelerle başlamıyor. Savaşlar, gerekçeler üretilerek başlatılıyor. Ve bugün İran’a yönelen saldırı, işte böyle bir düzenin devamıdır. Üstelik Emperyalizmin ve siyonizmin oluşturduğu bu kanlı anafor; Lübnan’ı, Gazze’yi, Azerbaycan’ı Suriye’yi, Irak’ı, Katar’ı, Bahreyn’i, Kuveyt’i, Ürdün’ü, Umman’ı, Güney Kıbrıs’ı, Birleşik Arap Emirliği’ni, Yemen’i, Suudi Arabistan’ı, Türkiye'yi hasılı tüm bölgeyi bombayla tanıştırmıştır. Adım adım ateşe veriyor. Her taraf adım adım ateşim içerisinde çekiliyor. Doğu Akdeniz’den Basra Körfezi’ne, Kıbrıs’tan Yemen’e uzanan bu hat, kontrollü biçimde genişletilen bir kuşatma düzenidir. Bu artık tek bir ülkeye değil, bölgenin tamamına yönelmiş bir savaş mimarisidir. Şu unutulmasın: kim olursa olsun, giden her masum can bizimdir ve Biz, bu fitnenin hesabını da, hedefini de biliyoruz." dedi.

"Artık bu düzen, kendini meşrulaştırma ihtiyacı bile hissetmiyor"

Konuşmasının devamında Yalçın, şunları aktardı:

"Şimdi soruyorum: Bu saldırı gerçekten İran’la mı ilgili, yoksa bütün bölgeyi kuşatan bu ateş daha önce Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de gördüğümüz zincirin yeni halkası mı? Karşımızda iki ayrı ama birbirini tamamlayan akıl var. Birincisi ABD’nin emperyal aklı. Kaynağı kontrol etmek isteyen, enerji hatlarını yönlendirmek isteyen, coğrafyayı parçalayarak yönetilebilir hale getiren akıl. İkincisi terörist israilin siyonist hattı. Kendisini merkeze koyan, kendi dışındaki varlığı tehdit olarak gören ve ortadan kaldırmayı meşru sayan anlayış. Her türlü çirkefliği, ahlaksızlığı ve aymazlığı meşru sayan ve bu konuda bütün insanlığı tehdit eden anlayış. Biri 'çıkarlarımız' diyor. Diğeri de teolojik sapkınlığından kaynaklı her şeye 'hakkımız' diyor. Ama ikisinin kesiştiği yerde ortaya çıkan şey aynıdır: Yıkım, şiddet ve insan hayatının yok edilmesi. Bakın, bu düzen şimdiye kadar kendini nasıl sundu? 'Demokrasi getiriyoruz' dediler. 'Özgürlük getiriyoruz' dediler. Ama sahaya baktığınızda bambaşka bir tablo görüyoruz; Yıkılmış şehirler… Soykırımlar… Paramparça aileler… Öksüz ve yetim çocuklar… Milyonlarca yerinden edilmiş insanlar… Sadece son 20 yılda bu müdahaleler milyonlarca insanın ölümüne ve on milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Şimdi soruyorum: Bu mu demokrasi? Bu mu özgürlük? Yoksa bu, demokrasi söylemini bir sos gibi kullanarak, arkasında çıplak bir güç politikasını gizleyen bir düzen midir? Artık bu düzen, kendini meşrulaştırma ihtiyacı bile hissetmiyor."

"O zihniyet şunu söylüyor: 'ben yaparım çünkü güç bende' diyor"

ABD ve türevlerinin zihniyetlerine değinen Yalçın, "Bugün bazı yetkililerin, bakanların ağzından çıkan cümlelere bakıyorsunuz: Çocuklar bombalar altında feryat ederken, kadınlar enkazların altında can verirken, 'daha yeni başladık, daha büyük saldırılar olacak' diyebiliyorlar. Bu akıl yıkımı, vicdan tutulması nasıl açıklanır Allah aşkına. Bu, yalnızca bir siyasi söylem değildir, Bu, bir zihniyetin dışa vurumudur. Ve o zihniyet şunu söylüyor: 'Ben yaparım. Çünkü güç bende.' diyor. İşte bu noktada mesele artık sadece politika değildir, bu artık bir insanlık meselesidir. Bu manzara karşısında dünyanın bütün iyi insanları bir an önce birleşmeli, çok güçlü bir hat oluşturmalıdır." şeklinde belirtti.

"Savaşın dahi bir hukuku olur"

Savaşın sınırları olduğuna değinen Yalçın, "Savaşın dahi bir hukuku olur. Savaşın bir sınırı olur. Savaşın içinde bile korunması gereken bir çizgi vardır; o çizgi, insanla hayvan arasındaki farktır. O çizgi, gücü olanla haklı olan arasındaki ayrımdır. Ama bugün o çizgi silinmiştir. Savaş artık bir cephe değil, bir yangın gibi yayılıyor; kurallar birer birer düşüyor, sınırlar buharlaşıyor, hukuk sessizleşiyor. Ve geriye, kontrolsüz bir yıkım, korkunç bir kaos kalıyor;
artık kurşun hedef seçmiyor; hayatı süpürüyor. Artık bombalar mevzi aramıyor; insanlığı yok sayıyor. Bakın, Malcolm X şöyle diyordu: 'Eğer dikkat etmezseniz, medya size zulmedenleri sevdirecek, zulme uğrayanlardan nefret ettirecektir.' Bugünün kayıtsızlığının arkasında işte bu sistem var. Bombalayanlar, kendilerini savunuyor gibi gösteriliyor ölenler ise sadece birer rakama indirgeniyor. Ve böylece hakikat ters yüz ediliyor." diye konuştu.

"Gazze’de on binlerce çocuk öldürüldü, yaralandı, sakat bırakıldı"

Savaşların ilk mağduru çocuklarının olduğuna değinen Yalçın, "Savaşın ilk mağdurları elbette çocuklar. Çünkü bu düzenin en çıplak, en inkâr edilemez yüzü burada ortaya çıkıyor: Gazze’de on binlerce çocuk öldürüldü, yaralandı, sakat bırakıldı. İran Savaşının ilk gününden itibaren tüm coğrafyada 2 binden fazla çocuk öldüğü tahmin ediliyor. Sadece İran’dan bahsetmiyorum. Savaşın bütün etki sahasından, diğer ülkelerdeki çocuklardan da bahsediyorum. İran’da biliyorsunuz okullar hedef alındı. Üzerine üç beş cümle, o kadar. Şimdi durup düşünelim. Bir çocuk hangi tehdidi oluşturur? Bir okul hangi askeri hedefin parçasıdır? Eğer bu soruların cevabı yoksa, orada savaş yoktur. Orada sistematik bir katliam ve soykırım var." dedi.

"Çocuk katliamı bu düzenin istisnası değil, kaidesidir"

Konuşmasının devamında Yalçın, şunları aktardı:

"Bu yöntem tekrar ediyor. Her coğrafyada. Her çatışmada. Her müdahalede. Bu yüzden artık şunu söylemek zorundayız: Çocuk katliamı bu düzenin istisnası değil, kaidesidir. Kendisidir. Biz bu sahneleri 20 binden fazla çocuğun sistematik şekilde katledildiği Gazze’den görüyor ve biliyoruz. Yüreğiniz kaldırmayacak biliyorum ama bir hatırlayın lütfen. Bu yöntem sadece bombayla işlemiyor. İşte size korkunç bir sahne… yürek dayanır mı bilmem. Maghazi mülteci kampında dokuz aylık bir bebeğe, babasının gözü önünde işkence edildi. Bir itirafı zorlamak için… Bir bebeğin bacağına sigara bastılar, çivi soktular. Sonra çocuğu aileye verdiler, babayı alıp götürdüler. Bu bir haber değil. Bu bir eşiktir. Bir çocuğun bedeninde sigara söndüren asker… Bir evde oyuncaklar arasında vurulmuş bir çocuk… Yıkılmış bir binanın altında, saatlerce annesine seslenen bir küçük beden… Bunlar istisna değil. Cepheden dönen askerlerin bir kısmı geceleri uyuyamıyor, yatağını ıslatıyor, çünkü gördükleri şey savaş değil; insanlığın parçalanması, ruhun infilak edilmesidir.

Şimdi soralım: Bu sadece psikolojik bir sapma mı? Yoksa kötülüğün sistematik hale gelmesi mi? Çünkü bir düzen, çocuğa işkence eden askeri üretebiliyorsa, o düzen yalnızca savaş üretmez… insanlıktan çıkmış bir zihin zombi üretir. Burada çok ağır bir gerçekle karşı karşıyayız: Bu zihniyet, çocukların ölümünü yalnızca 'kaçınılmaz' görmüyor; onu sistemin doğal parçası haline getiriyor. Bilmemiz gereken şudur; mesele, sadece siyaset değil; ahlaki çöküş, hatta insanın, insanlığın infilakıdır. Tam bu noktada Nurettin Topçu’nun dediği gibi
'İsyan, insanın zulme karşı başkaldırmasıdır.' Bugün burada yaptığımız budur. Bu aymazlığa, ahlaksızlığa ve çirkefliğe isyan ediyoruz. Çünkü susarsak, bu düzen büyür. Sessiz kalırsak, bu yöntem kalıcı hale gelir. Onun için İran’a yönelik saldırıyı bu çerçevede okumak zorundayız; Bu saldırı, tekil bir askeri hamle değildir. Bu saldırı, bir düzenin sürekliliğidir. Emperyalizm sahayı ateşe atar. Siyonist akıl bu ateşi genişleme fırsatına çevirir. Ve bu süreçte her şey araç haline gelir: Toprak araçtır. Enerji araçtır. İnsan bile araçtır. En acısı ise, çocukların bile bu kirli savaşın araç haline getirilmiştir."

"Siyonizm yıkılacak emperyalizm yerler bir olacak"

Sezai Karakoç'un 'İnsanlığın dirilişi, insanın yeniden insana dönmesiyle mümkündür.' Sözünü hatırlatarak Yalçın, "Bugün bunu herkes yeniden hatırlamak zorunda. Çünkü karşımızda insanı merkeze almayan bir düzen var. Kendisi dışındaki tüm varlığı tehdit eden kirli bir zihniyet ve kirli bir sistematik var. Savaşı normalleştiriyor, yıkımı meşrulaştırıyor, ölümü sıradanlaştırıyorlar. Şimdi son bir kez soruyorum: Demokrasi söylemiyle milyonlarca insanın öldüğü bu düzen meşru olabilir mi? Özgürlük adına şehirlerin bombalandığı bir dünya sürdürülebilir mi? Çocukların ölümüne sebep olan bir zihniyet baki kalabilir mi? Cevap açık 'Hayır'. O halde buradan ilan ediyoruz: Bu sadece İran’a yönelik bir saldırı değildir. Bu, insanı merkeze almayan bir düzenin devamıdır. Bu sadece bir savaş değildir. Bu, bir zihniyetin ifşasıdır. Ve biz bu zihniyeti reddediyoruz. Bugün buraya bıraktığımız siyah çelenk, bir yas değil, bir kayıttır. O kayıt şudur: Demokrasi adıyla yıkım üreten hiçbir güç masum değildir.
Çocukların ölümünü sistematik hale getiren hiçbir akıl meşru değildir. İnsanı dışlayan hiçbir düzen kalıcı değildir. Siyonizm yıkılacak emperyalizm yerler bir olacak." dedi.  

"Kahrolsun israil ve kahrolsun ABD"

Son olarak Yalçın, "Çocukların öldüğü bir düzen, adını ne koyarsa koysun, insanlık dışıdır; ve insanlık dışı olan hiçbir güç, ne kadar büyük görünürse görünsün, ne kadar büyük olduğunu iddia ederse etsin ne kadar kitle imha silahlarına söylerse söylesin onlar küçüktür tarihin hükmünden kaçamaz. Eninde sonunda yok olacaklar ve insanlık kazanacak. Şimdi buradan hep birlikte yüksek sesle 'hayır' diyoruz; çocuk katliamına- hayır! Savaşı büyüten emperyalizme - hayır! İnsanı yok sayan siyonizme -hayır! Gazze’de adalet! İran’da adalet! Körfezde, Lübnan’da adalet. Bütün mazlum coğrafyalarda adalet istiyoruz adalet diyoruz. Ve eninde sonunda bu katil düzen hesap verecek! Çocukların kanı yerde kalmayacak! İnsanlık susmayacak! Biz susmayacağız! Söylemekten vazgeçmeyeceğiz! Eylemden vazgeçmeyeceğiz. Diyoruz ki; kahrolsun israil ve kahrolsun ABD." diye konuştu.

Basın açıklamasının ardından ABD Büyükelçiliği önünde, Malcolm X Caddesi tabelasının dibine üzerinde “Savaşa Hayır” yazılı siyah çelenk bırakıldı.

Kaynak :
İLKHA

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: